Yazıda, ailelerin çocuklarının gelişimlerini paylaşma isteğinin anlaşılır olduğu, ancak bu paylaşımların kimi zaman farkında olunmadan çocuğun mahremiyetini ve kimlik gelişimini zedeleyebileceği vurgulandı. Özellikle sosyal medya beğenilerinin bir tür dijital onay mekanizmasına dönüşmesinin, çocuklarda “şartlı özsaygı” duygusunu tetikleyebileceğine dikkat çekildi.
Şenol ve Manga, bu durumu şu sözlerle özetledi:
“Bir çocuğun değerini, ekran başındaki beğeniler değil; ona bakan gözlerdeki sevgi belirlemelidir.”
Araştırmalardan örneklerle desteklenen yazıda, Erikson’un kimlik gelişimi kuramı (1968) ve Uhls ve arkadaşlarının (2017) çalışmaları referans alınarak, sosyal medya paylaşımlarının çocukların benlik algısını nasıl şekillendirdiği açıklandı. Ayrıca, Livingstone & Third (2017)’in araştırmalarına dayanarak, çocukların dijital ortamlarda kendi kontrolü dışında biçimlenen “sanal kimliklerinin” uzun vadede psikolojik etkiler yaratabileceği ifade edildi.
Türkiye’de yapılan yeni çalışmaların da sosyal medya davranışlarının giderek toplumsal bir nitelik kazandığını ortaya koyduğunu belirten yazarlar, Şenol ve Aslan (2025) tarafından yürütülen sistematik derlemeden yola çıkarak sosyal medya bağımlılığının artık bireysel değil, toplumsal bir alışkanlık haline geldiğini vurguladılar.
Yazının sonunda, ebeveynlere şu çağrı yapıldı:
“Bir paylaşımın öncesinde şu soruyu sormak yeterlidir:
Bu çocuğun yararına mı, yoksa benim görülme isteğime mi hizmet ediyor?”
Psikolojik Danışmanlar Şenol ve Manga, farkındalığın yalnızca paylaşılan içeriklerde değil, empatiyle kurulan ilişkilerde başladığını belirterek, gerçek sevgi ve anlayışın “kameranın olmadığı anlarda” anlam kazandığını ifade ettiler.





